THE EMOTION OF PERFECTIONISM

 

The Emotion of Perfectionism

Mükemmellik Duygusu

 

It was years ago. I went to Ali Baba, the most well-known sugarseller in Ankara, to buy halvah. There existed a salesman. He was of middle long, thin, dignified, noble and clean man. He would cut halvah and I would watch him with great admiration. Years went by. That salesman retired but I have never seen anyone cutting halvah quite thinly and beautiful like him. He would grasp his knife, adjust the amount of halvah you wanted and would cut it with due and incredible attention. That experience left on me unforgettable traces.

Senelerce evveldi. Ankara’nın en tanınmış şekercisi Ali Uzun’a helva almak için gitmiştim. Bir tezgahtâr vardı. Orta boylu, saçları biraz dökülmüş, zayıf, vakarlı, asil, tertemiz bir insan. O keserdi helvayı; hayranlıkla seyrederdim. Aradan yıllar geçti. O tezgâhtar emekli oldu, ayrıldı ama hâlâ öylesine güzel, zarif, ince bir şekilde helva kesen bir kimse görmedim. Eline bıçağını alır, helvasının başına geçer, istediğiniz miktarı ayarlar, pür dikkat, inanılmaz bir güzellikle helvayı keserdi. Bu olay be­nim üzerimde unutulmayacak izlenimler bırakırdı.

It happened to me that I, several times, went to Ali Baba to live once more the same beauty and excitement.

Bazen sırf o güzelliği yaşamak için, o heyecanı duymak için Ali Uzun’a git­tiğim olurdu.

Again long years went by. In a judicial holiday, I made a journey with my colleagues from Danıstay (Presidency of Council of State), one of the Supreme Courts of Turkey. We were in Vienna. There was a supermarket across the hotel we stayed. I went there to buy a banana one evening. I was in queue to pay money. I showed the basket. Cashier got money and paid me the rest. He thanked me. Since then I have not seen anyone pronouncing the word “thank” so beautiful like him. This word was not any longer explaining “to thank” but beyond that turned into a poem, a music, a prayer amazing human and filling his with asthetic tastes.

Yine uzun yıllar geçti aradan. Bir Adlî Tatilde, Danıştay’daki arkadaşlarla beraber geziye çıkmıştık. Viyana’daydık. Kaldığı­mız otelin karşısında bir süpermarket vardı. Bir akşam muz al­mak için gitmiştim oraya. Kasaya parayı ödemek için sıraya girdim. Sepeti gösterdim. Kasiyer parayı aldı. Üstünü verdi. Ve teşekkür etti. O günden beri, teşekkür kelimesini o kadar güzel telâffuz eden başka kimse görmedim. O, teşekkürü anlatan bir kelime olmaktan çıkmış, bir şiir, bir müzik, insanı ürperten, este­tik hazlarla dolduran bir dua, bir niyaz olmuştu.

In our lifes, there are colourful and lightful moments. There are such people who get beautiful, gracious and become as a drop of rain on the leaf of a rose while working, conducting their profession.

Hepimizin hayatında böyle renk dolu, ışık dolu anlar vardır. Öyle insanlar vardır ki, çalışırlarken, işlerini yaparlarken, mes­leklerini icra ederlerken güzelleşirler, ulvîleşirler, bir gül yapra­ğının üstündeki yağmur tanesi gibi olurlar.

So, those are people who have the feeling of perfection. Every job is important. Every profession is sacred. The key point is to be able to see this graciousness and show the required delicacy with due seriousness, dignity and noble job requires. The important thing is not what we do but how we do. Deeds are up to intentions. People today have got an understanding of handling the work not with heart but just by touching it with finger and waiting break time without feeling its taste, happiness, excitement and shiver…

İşte onlar, mükem­mellik duygusuna sahip insanlardır. Her iş önemlidir. Her mes­lek kutsaldır. İş, o yüceliği görebilmekte, o işin gerektirdiği ciddi­yet, vakar, asalet, edep ve incelikle gereken önemi gösterebil­mektedir. Önemli olan ne yaptığımız değil, nasıl yaptığımızdır. Ameller niyetlere göredir. İnsanlara hâkim olan bir zihniyet var şimdi. İşini elinin ucuyla tutmak, onun zevkini, şevkini, heyeca­nını, ürpertisini duymadan “aman paydos olsa da gitsek” diye beklemek...

That is the worst behaviour people can undertake against themselves, put society aside. I want to ask you if there is a possibility that this sort of people can be a man living comfort, peace and beauty in his own world, put his making headway in his job aside?

 İşte bir insanın, bırakın toplumu, kendine karşı takı­nacağı en kötü tavır budur. Sorarım size, böyle bir insanın, bu tavırdaki bir kimsenin, bırakın meslekteki başarısını, işinde iler­lemesine, kendi iç dünyasında, kendi gönül âleminde rahat, hu­zurlu, güzellikleri yaşayan bir insan olmasına imkân var mıdır?

Can such a man feel the incredible excitement of existence and life? Can such a person say “And I live a moment that is worth a life…”?

Böyle bir insan, hayatın, varoluşun o çılgın heyecanını duyabilir mi? Böyle bir insanın hayatın çeşitli durumları karşısında “Ve bir an yaşıyorum, bütün bir ömre bedel...” demesine imkân var mıdır?

Life is full of incredible myriad beauties. Yunus says that “God is everywhere, there needs to be an eye to see…” However those who are vigilant, careful, full of respect, of delicacy and of love to service can get their own share. The word “attention” is as important as it can’t be expressed with words. Life is flowing like water. And living is to be aware of things. There is not any meaning of what we see,of what we read if we are not aware of them.

Hayat inanılmaz, akıl almaz binbir güzellikle doludur. Yunus Emre, “Cümle yerde Hak nazır, göz gerektir göresi...” der. Ancak her an uyanık, dikkatli, iç dünyası saygı ile, edep ile, in­celik ve zarafetle, hizmet aşkı ile dolanlar o güzelliklerden na­sibini alırlar. Dikkat olayı, kelimelerle anlatılamayacak kadar önemlidir. Hayat su gibi akıp gidiyor. Ve yaşamak, farkında ol­mak demektir. Biz farkında değilsek, gördüklerimizin, okuduk­larımızın ne anlamı kalır.

Even rain flows over rock. The key thing is to absorb them like soil…Yunus says that “All of them come out of soil.” And adds;

Yağmur da kayanın üzerinde akar gider. İş, toprak gibi onları özümleyebilmekte... Yunus, “Top­rakta biter küllisi” der. Ve ilâve eder.

“Knowledge means knowledge, knowledge means to know yourself

Even you do not know yourself, then, what is the meaning of reading.”

İlim ilim demektir, ilim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.

It is important to live your moment. Some of people live in the past, some in future. Just those who are vigilant, very careful and with an open heart eye live their present time. And just they are people who are aware of things and can catch somethings and beauties. Attention is the first condition of making physically and spritually headway, of evolving, of walking without stumbling on life way.

Ânını yaşamak çok önemlidir. İnsanların bir kesimi geçmişte, bir kesimi gelecekte yaşarlar. Ancak çok dikkatli, uyanık, gönül gözü açık olanlar ânını yaşarlar. Ve ancak onlar, bir şeylerin farkında olan, bir şeyleri yakalayabilen, birtakım güzellikleri ya­şayabilenlerdir. Dikkat, mânen ve maddeten ilerlemenin, tekâ­mül etmenin, hayat yolunda sendelemeden yürümenin ilk şar­tıdır.

People get to spritual graciousness and secrets of universe and human through due attention. Just those who are careful and vigilant can delve in to the depth of their hearts. Without attention, it is impossible for idea to evolve. In a careful situation, people catch myriad beauties and truths. The issue is to get the taste of attention and idea. Reading human is like one making prayer. It is not coincidence that the word “reading” in Turkish means making prayer at the same time. Every person carries the secrets of all humanity and universe. Self-analysing takes people to deep realities.

İnsan mânevî yüceliklere, evrenin ve insanın sırlarına önce dikkat ile ulaşır. Ancak dikkatli ve uyanık insanlar kendi gönül­lerinin derinliklerine inebilirler. Dikkat olmadan düşüncenin geliş­mesine imkân yoktur. Dikkat halinde insan nice gerçekleri yaka­lar, nice güzellikleri yaşar. Önemli olan dikkatin ve düşüncenin tadını almaktır. Okuyan insan, dua eden insana benzer. Türk­çe’de okumak kelimesinin aynı zamanda dua etmek anlamına gelmesi rastlantı değildir. Her insan kendisinde bütün insanlık ve kâinatın sırlarını taşır. Kendi kendisini tahlil, insanı derin ger­çeklere götürür.

 

The fact that today’s human exhausts himself in gambling, wine, gossipping, and empty, meaningless and miserable lifes lived albeit all possibilities makes us think about against infinite beauties and continuous amazing occurences of existence.

Hayatın sonsuz güzellikleri, her an yeniden varoluşun ürper­tici tecellileri karşısında, günümüz insanının kendini içkide, ku­marda, dedikoduda tüketişi, yaşanılan, hem de nice imkânlara rağmen yaşanılan boş, anlamsız ve sefil hayatlar düşündü­rücüdür.

People who are stuck in their narrow and miserable world and who carry their hell in their hearts make the worst harm to themselves by being far away from universe of beauties and graciousness.

Kendi dar ve zavallı dünyasına hapsolan, kendi ce­hennemini kendi içinde taşıyan insanlar, güzellikler ve yücelikler âleminden uzaklaşarak, kendi kendilerine en büyük kötülüğü yapıyorlar.

The most dramatic situation of our era is that human feel himself and universe as meaningless. While great Yunus says that “God is everywhere, there needs to be an eye to see”, does not he show where the real medicine for today’s sick people is?

Çağımızın en acı, trajik durumu, insanın kendini ve evreni bomboş hissetmesidir. Büyük Yunus, “Cümle yerde Hak nazır, göz gerektir göresi” derken, bugünkü hayatın hasta insanla­rına hakiki ilâcın nerede olduğunu göstermiyor mu?

Wise and mature man is one who understand the meaning of life and look at people with love, respect, understanding and tolerance. We live empty and meaningless lifes that are not ours.

Ârif ve olgun insan, hayatın mânâsını anlayan, insanlara sevgi, saygı, şefkat, anlayış ve hoşgörü ile bakan kişidir. Ken­dimizin olmayan boş ve anlamsız hayatlar yaşıyoruz.

It is impossible to understand the events we live and to take true, realistic comment to people without knowing that life is a synthesis comprising positive and negative. That is the dialectic of life i.e.existence. You know that an accord is done before a concert. It is necessary to endure that boring starting. So, our spritual life needs an accord. Modern life exhaustes respect, delicacy, politeness and graciousness. Because fast living does not leave people any room to be fed with spritual beauties. People can not obtain time and place to get spritual food.

Hayatın pozitif ve negatiften meydana gelen bir sentez olduğunu bil­meden, yaşadığımız olayları anlamamız, o insanlara doğru, ger­çekçi bir yorum götürmemiz imkânsızdır. Bu hayatın, varoluşun diyalektiğidir. Bilirsiniz, konserden önce akort yapılır. Bu sıkıcı başlangıca katlanmak zorunludur. Bunun gibi mânevî hayatı­mızın da akorda ihtiyacı vardır. Modern yaşayış, saygıyı, ince­liği, nezaketi ve zarafeti yok ediyor. Çünkü hızlı yaşayış, mânâ güzellikleri ile beslenecek imkânı insanlara bırakmıyor. İnsan gıdasını alacak zaman ve mekâna ulaşamıyor.

In one of his poem, Yunus asks “What comes out of a callous heart.” Softness, beauty, decency and delicacy take us faster to the truth.

Yunus bir şiirinde, “Taş gönülden ne biter” diye sorar. Yumuşaklık ve güzellik, temizlik, edep, hayâ ve incelik insanları gerçeğe daha çabuk götürür.

For those who lost their feeling of beauty, depression, boredom and seeing life  and himself as a stack of material are inevitable outcomes. It is necessary to get rid of shallowness, simplicity, artificiality and to get in contact with eternality, infinity, ever-existing and ever-occurring beauty. This kind of things can’t be solved through reading newspaper rubbishly, watching television and gossipping. People not aware of truth and beauty, regardles of willing, go astray. Jail is within people in that era. It is required to know how to get rid of it.

Güzellik duygusunu kaybeden in­san için; sıkıntı, bunaltı, hayatı ve kendisini alelâde bir madde yığını olarak görmek kaçınılmaz bir sonuçtur. Sığlıktan, basit­likten, yüzeysellikten kurtulmak, sonsuzla, ebedilikle, her an ye­niden varolan ve binbir şekilde tecelli eden güzellikle temasa geçmek gerekir. Bu işler saçma sapan gazete okumak, tele­vizyon seyretmek, dedikodu yapmakla çözümlenemez. Gerçek­ten ve güzelden habersiz olanlar, ister istemez yanlış yollara saparlar. Hapishane bu çağda insanların kendi içindedir. Ora­dan kurtulmayı bilmek gerekir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !