Sugarseller Uncle Shukru (Şekerci Şükrü Amca)

 

A nice spring day…Leaves are at their utmost beautiful  greenness, sky is at its utmost beautiful  blueness…Kids at one corner of street are adding it more beauty with their joyful plays. Suddenly, one of them says his friends “Let’s go to Sugarseller Shukru Uncle to buy sugar.” Except one kid, all of them approve this idea by shouting. Some asks him “Won’t you come?”

Güzel bir ilkbahar günü... Yaprak en güzel yeşilinde, gökyü­zü en güzel mavisinde... Mahallenin bir köşesinde çocuklar cıvıl cıvıl oyunlarıyla bu güzelliğe güzellik katıyorlar. Birden içlerin­den biri, haydi arkadaşlar Şekerci Şükrü Amcaya gidelim, şeker alalım diyor. Bir çocuk hariç, hepsi sevinçle haykırarak bu fikri onaylıyorlar. Ona:        

-            Sen gelmeyecek misin? denildiğinde,

-“Yes” he says “I’ll come, but a bit later. Now you go…” This child is the poorest one of the street.

-            Evet, diyor geleceğim ama birazdan, siz şimdilik gidin... O çocuk mahallenin en fakir ailesinin tek çocuğudur.

 

 

He is an orphan aged 4-5 whose father died at his young age… His mother tries to earn their life by house cleaning. His hesitation is because of being moneyless. As all say “yes” with great joy, he gets bored and can’t say to anyone that he has not got money. A twisting feeling catches him…He thinks what he can do. Then, he bends down and picks a few piece of broken colourful glass.

Babası genç yaşta ölmüş, boynu bükük 4-5 yaşlarında bir yetim. Annesi, bazı evlere temizliğe giderek yetimini büyütmeye çalışıyor. Tered­düdü parasının olmayışından. Ama herkes sevinçle -evet- de­yince, utanıyor, sıkılıyor, param yok, harçlığım yok diyemiyor. O an müthiş bir sıkıntı, eziklik duygusu içinde... Düşünüyor ne ya­pabilirim diye. Birden eğiliyor, yerden birkaç tane renkli cam kırı­ğı topluyor.

Right away to sugarseller… His friends have got sugar earlier and got out of the shop. Then he enters the shop and leaves the broken piece of glass on the counter. He asks “Shukru Uncle, can I buy some sugar with this money?” His eyes scan sugarseller with full attention like a projector. It is extremely critic and vital moment.

Doğru şekerciye. Arkadaşları şekerleri almıştır. Dük­kândan çıkıyorlar. Son kişi de çıkınca, birden içeri giriyor. Cam kırıklarını tezgâha bırakıyor. Şükrü Amca diyor, bu paralarla şe­ker alınır mı? Ve gözleri bir projektör gibi şekerciyi tarıyor. Çok önemli, hayatî bir an.

Dear sugarseller of the street understands the situation and says “My son, that is fairly much money and you can buy sugar as much as you wish…”

Mahallenin sevimli şekercisi derhal duru­mu anlıyor ve “evlât, diyor. Bu iyi para, istediğin şekerlerden alabilirsin...”

A space of fifty years has gone on since then. I couldn’t forget this honourable, kind, intelligent, mature man. He always seemed to me as a symbol of our artisan that is honourable, experienced and spiritually decent. It was recorded in my memory in that way. Then that child grew up, got educated and became a professor. He tells this story at appropriate time. He shows the role of people like Sugarseller Shukru Efendi in the existence and living of a society and in its resistance against all seditions as if  a plaster among bricks.

Aradan elli küsûr yıl geçti. Unutamadım bu asil, zarif, anla­yışlı, olgun insanı. Her zaman temiz yüzü, çıkık ve geniş alnı ile Şükrü Amca bana hep, bizim gün görmüş, olgun, tecrübeli, ru­hen efendi ve asil esnafımızın bir simgesi gibi göründü. Hatı­ralarıma öyle karıştı. Sonradan o çocuk büyüdü, okudu, pro­fesör oldu. Bu hikâyeyi sırası geldikçe anlatırdı. Şekerci Şükrü Efendilerin, bir toplumun varoluşunda, yaşamasında türlü fesat­lıklara karşı direnişinde, tıpkı tuğlaların arasındaki harç gibi olan rolünü belirtirdi.

 

 

I think several times. It seems to me that to be a good artisan is harder than to be a scientist…

Çok zaman düşünürüm. İyi bir esnaf olmak, bir bilim adamı olmaktan daha zor gibi gelir bana...

Hardworking and disciplined people can be scientist. But to be a qualified and true artisan, more spritual skills and specifications require  additionally. And they have always elite places among society. Those who go to Anatolia for a business know that when they ask people where they can find a place to have a meal at their first day, where they can  find a tasty kabab to eat, they always receive the same answer: “Go to that place. Artisans go there to have meal.” That answer wipes out all hesitations. As artisans have their meal there, then, that place is clean and of good quality.

Çok çalışan, disiplinli çalı­şan insanlar, bilim adamı olabilir. Ama vasıflı, kaliteli, gerçek bir esnaf olmak için daha pek çok ruhsal yetenekler, özellikler ge­reklidir. Ve onların her zaman toplumda seçkin bir yeri olmuştur. Anadolu’ya görevli gidenler bilirler. İlk günler nerede yemek ye­nilir, nerede iyi kebap yapılır, diye sorduklarında hep aynı ce­vabı almışlardır. Efendim, filânca yere gidin. Esnaf oradan yer. Bu cevap bütün tereddütleri giderir. Madem ki, esnaf oradan yiyor, o halde, orası temizdir, kalitelidir.

What nice leaving good traces and effects arounds…What nice to be able to do your work with respect, excitement and to feel the zest of serving people for the content of Allah. The mastership attained in a profession by someone is seen in his all behaviours.

Çevrede olumlu izler, etkiler bırakabilmek ne güzeldir... Ken­di işini saygıyla, heyecanla yapabilmek, insanlara Allah rızası için hizmet etmenin hazzını duyabilmek ne güzeldir. Bir san’atta ustalığa ulaşan kişinin bu ustalığı onun her hareketine yansır.

I always became admired to those who are happy and peaceful while doing their work. Every work is important. There is no any simple work. We all need each other. Those who belittle some works are people who do not understand the meaning of life. Immature one does not understand the situation of mature one. All works beginning with due attention, decency and respect develop people spritually, elevate and purify. They are those who consider happiness not at pomposity and ostentation but at simplicity. They are those  who understand that happiness which is not within heart, can not be found at anywhere else…

İşini yaparken mutlu ve huzurlu olanlara hep gıpta etmişimdir. Her iş önemlidir. İşin basiti olmaz. Hepimiz birbirimize muhtacız. Bazı işlere burun kıvıranlar, hayatın mânâsını anlamayanlardır. Hamlar, olgunların halinden anlamaz. Özenle, itina ile, edep ve saygı ile yapılan her iş, o insanı ruhen geliştirir, yüceltir, arıtır, temizler. Onlar mutluluğun tafrada, gösterişte değil, sadelikte bulunduğunu; içte, kalpte bulunamayan mutluluğun hiçbir yerde olamayacağını anlamış, irfanlı insanlardır...

 

You know the story. Rabia Sultan looks for something around her home on one day. Her neighbours come to help her.

Efendim, hikâyeyi bilirsiniz. Rabia Sultan, bir gün evinin etra­fında dolanmakta, yerde bir şeyler aramaktadır. Konu komşu yardıma gelirler.

They ask herRabia, what do you look for, please tell us to help out you.” Rabia Sultan says “Thanks a lot. I lost my needle at home and I can not find it in the garden.”

 

-Ya Rabia, aradığın nedir, söyle ki biz sana yardımcı ola­lım. Rabia Sultan:

-Eksik olmayın, der. Sağolun. Evde iğnemi kaybettim. Bir türlü bahçede bulamıyorum. Bir komşusu:

One neighbour says “How can you find a needle in the garden that is lost at home?” Great Sultan, expecting that moment, says “Why is your astonishment? I do what you do. Do not you look for peace and happiness you lost in your heart at the outside? What is the difference?” Her nighbours become confused. Rabia enters into her hut.   

-İlâhi Rabia Sultan, der.

Hiç evde kaybolan iğne bahçede aranır mı? Koca Sultan bu anı beklemektedir. Niye hayret ettiniz der, sizin yaptığınızı yapı­yorum. Siz de kalbinizde kaybettiğiniz huzuru ve mutluluğu dışarıda aramıyor musunuz? Ne farkımız var? Komşular dona­kalır. Rabia kulübesine girer.

Those who do their work with great seriousness and  quietness are great and reverend people. They who work with great decency, respect and humility as if praying, deserve to be kissed by their hands.

İşini ciddiyetle, sükûnetle, incelikle yapanlar, büyük ve say­gıdeğer insanlardır. İbâdet eder gibi edeple, saygıyla, tevâzu ve dikkatle iş gören insanların ellerinden öpmek gerekir.

Those who get zest of their work are entitled all kind of admiration. Because their conducts are converted to the some kind of worshipping. The main issue is to be as simple, pure and clean as a child. When one is honest, quiet, satisfied with little, calm, humble, committed to his works with love and is filled with the feeling of mercy and help, then, he or she is considered spritually perfect.

İşinden lezzet alan insanlar, her türlü gıptaya lâyıktırlar. Çünkü yap­tıkları bir nevi ibâdete dönüşmüştür. Aslolan, bir çocuk kadar yalın, saf, basit, tertemiz olmaktır. Bir insan dürüst, sessiz, azla kanâat eden, soğukkanlı, görevine aşkla bağlı, mütevâzı ve içi sevgi, şefkat ve yardım duygusuyla dolu olduğu zaman, mânen tekâmül etmiş olur.

The important thing is daily life. Daily life-based jobs should be conducted in such a sensitive, clean and kind way and human should be in a huge love, excitement and aesthetical zests that his deeds should elevate him to the extension of worshipping. The key issue is to catch poem and aesthetics in daily life. Those who can not train and purify their feelings can not evolve. Human should be able to find the reflection of inner brightness.

Önemli olan, günlük yaşamdır. Günlük yaşam ile ilgili olan işler, o kadar hassas, ince, temiz, zarif bir şekilde yapılmalıdır ki, insan vecd içinde, aşkla, heyecanla, estetik hazlar içinde olmalıdır ki, yaptıkları ibâdet düzeyine yükselsin. Önemli olan, şiiri, estetiği günlük hayatın içinde yakalamaktır. Duygularını eğitemeyen ve arıtamayan insan tekâmül edemez. İnsan günlük yaşayışında, iç aydınlığın yankısını bulabilmelidir.

Even the minutest events of human life are important. That’s why people should pay due attention and care in his all behaviours.

 İnsan hayatı­nın en küçük olayları bile büyük bir önem taşırlar ve bu yüzden insan her davranışında titiz ve dikkatli olmalıdır.

The culture of Ahi both puts the interpersonal relations into an admirable level and shows human cleanness, keeping health and that happiness is beneath simplicity not pomposity. One must not be the man of the day but must be the man of the truth. Day changes but truth never changes. That world is not the place of resentment but the place of enduring. Till our last breath, that life is a school and we are the students of it. A mature man is always quiet and unruffled. Quietness is so a component that big things within it take shape by themselves.

Ahî kültürü, insanlar arasındaki ilişkileri imrenilir bir düzene koyduğu gibi, onlara temizliği, sağlıklarını korumayı, mutluluğun tafra satmakta değil de sadelikte bulunduğunu gösterir. Günün adamı değil, hakikatin adamı olmalıdır. Gün değişir, hakikat de­ğişmez. Bu dünya darılma pazarı değil, dayanma pazarıdır. Son nefesimize kadar hayat bir okul ve bizler o okulun öğrencileriyiz. Olgun bir insan daima telâşsız ve sâkin olur. Sükût öyle bir unsurdur ki, içinde büyük şeyler kendiliğinden şekillenir.

Great Yunus says that “We born fresh all the time, who will get bored of us.” What a perfect and magnificent event to born everytime and to live new existing occurances and beautiful things. To be able to see all particules with admiration and amazement as if you see them at the first time and to be able to see and catch hidden beauties in them that weren’t brought to day light gives great pleasure to human…Let’s see, live and internally absorb such things that they should last forever and be always available.

Büyük Yunus, “Her dem taze doğarız, bizden kim usa­nası” diyor. Her dem yeniden doğmak, her an yepyeni oluşları, pırıl pırıl güzellikleri yaşamak ne güzel, ne muhteşem bir olay­dır. Herkese, her zerreye ilk görüyormuşçasına hayret ve hay­ranlıkla bakmak, onlardaki gün ışığına çıkmamış gizli güzellikleri görebilmek, yakalayabilmek, nasıl haz verir insana... Öyle şey­ler görüp, yaşayıp, içimize sindirelim ki, bir ömür boyu hiç bit­mesin. Hep var olsun.

Life is multi-dimensional, very much deep and vast. Each moment gives us endless presents. Please, let’s get out of imprisonment of ego and thank for those presents. Let’s be aware of those. Beauty is the golden key of universe. It is the reflection of beauty of Allah. Let’s drink from that fountain till we satisfy. Let’s make our inner world purify, clean, elevate and be closer to Allah.

Hayat çok boyutlu, çok derin ve geniştir. Her saniye bize sonsuz armağanlar sunuyor. Ne olur nefsin hapishanesinden çıkalım. Bu armağanları şükranla karşılayalım. Farkına varalım bu güzelliklerin. Güzellik kâinatın altın anahtarıdır. Güzellik Al­lah’ın Cemâl tecellileridir. Doya doya içelim bu pınardan, içimiz arınsın, temizlensin, yücelsin. Allah’a daha yakın olalım.

It is important to control our language. Let’s try not to let even a negative word come out of our mouth. Gossip darkens and makes dirty the heart of a human. Even the minutest negative thing reflects from one human to another like waves at sea. Each of our words and behaviours are of important. The bittest thing for human is to be imprisoned in his life. The door of that jail is opened by  love, friendship and sharing. The matter is to be able to rediscover ourselves and others every moment . Nothing in that world is exciting other than learning and trying to understand human. Human is a syntesis. To be able to solve this synthesise requires perfect intelligence, care and effort. The decency of heart is quietness. The heart of one with eye downward elevates to skies. The hardest friendship to be gained is human’s self-friendship. And there is nobody to save us, except us.

Dile hâkimiyet çok önemlidir. Ağzımızdan tek olumsuz sözün dahi çıkmaması için gayret edelim. Dedikodu, insanın gönlünü karar­tır, kirletir. En ufak olumsuzluk bile, denizdeki dalgalar gibi in­sandan insana yansır. Her sözümüz, her hareketimiz büyük önem taşıyor; insan için en acı şey, kendi hayatında mahpus kalmasıdır. Bu hapishanenin kapısı, sevgi, dostluk ve paylaşma ile açılır. Önemli olan, kendimizi ve başkalarını her an yeniden keşfedebilmektir. Hayatta hiçbir şey insanı öğrenmek ve onu anlamaya çalışmak kadar heyecan verici değildir. İnsan bir sen­tezdir. Bu sentezi çözümleyebilmek müthiş zekâ, dikkat ve gay­ret sarfını gerektirir. Kalbin edebi sükûttur. Gözü yerde olanın gönlü âsumana çıkar. Elde edilmesi en güç dostluk, insanın kendi kendisiyle dost olmasıdır. Ve kendimizi yalnız kendimiz kurtarabiliriz.

Eternal Yunus says that:

“Find in you

What I found in me”

Ebedî Yunus,

“Bir siz dahi sizde bulun

Benim bende bulduğumu”

diyor.

The important thing is to be able to descend into our world and to catch all beauty in us. As human can not turn toward himself and on the contrary he goes away from himself day to day, he walks peaceless and painful. By wasting his time and opportunities, he is trying to enjoy. What calessness. However even each particule in that world can teach us as long as we get the required lesson from its warning. “Yunus gives a news, those who hear it become happy…” If we are not becoming happy, it is our blame.

Önemli olan içimize inebilmek, ebedî gerçekleri ve güzellik­leri kendi içimizde yakalayabilmektir. İnsanoğlu kendine döne­mediği, bilâkis her gün kendinden uzaklaştığı için, huzursuz ve mustarip dolaşıyor. Kendini oradan oraya atıyor. Zamanlarını ve imkânlarını boş yere harcayarak gönlünü eğlendirmeye çalışı­yor. Ne gaflet, oysa bu âlemde her zerre bizi irşad edebilir. Ye­ter ki, o şeyin ikazından ders alabilelim. “Yunus bir haber ve­rir, işidenler şâdolur...” şâdolmuyorsak kabahat bizdedir.

Let’s know that we deceit only ourselves by passing the bug to the society. What shows man the world as hellish is the lack of their understanding about the meaning of their existence. As they do not know the truth, they go astray. Yunus says that “I hold even an ant in regard…” Habits and randomly living make us blind and deaf against the most beatiful, the most magnificent events, views and human. One can get the truth and beauty through the feeling of “amazement”. That is the resource of philosophy, science and art. The first condition to let the beauty concept to develop is the purification of heart,  gracefulness, kindness, respect, love and the feeling of amazement. Life and living are as great and magnificent to rediscover  everytime and every day as. Body is a temple inwhich there is One who is closer to you than you.

Su­çu, topluma, ona buna atmakla, bilelim ki, yalnız kendimizi kan­dırıyoruz. İnsanlara dünyayı cehennem gibi gösteren varlıkla­rının mânâsını bilmeyişleridir. İnsanlar hakikâti bilmedikleri için yanlış yollara sapıyorlar. Yunus, “Benim bir karıncaya ulu na­zarım vardır...” der. Alışkanlıklar, ezber yaşamalar bizi hayatın en güzel, en muhteşem olayları, manzaraları, insanları karşı­sında bile kör ve sağır yapıyor. Gerçeğe ve güzele ulaşmanın yolu HAYRET duygusudur. Felsefenin de, ilmin de, san’atın da kaynağı budur. Güzellik kavramının doğup gelişmesi için ilk şart, kalp temizliği, zarafet, incelik, sevgi, saygı ve hayret duy­gusudur. Hayat ve yaşamak her gün, her an yeniden keşfe­dilecek kadar büyük ve muhteşemdir. Vücut bir mâbettir. İçinde sana senden yakın olan vardır.

Everybody carries the secrets of all humanity and universe in his being. Analysing himself or herself takes human to deep truths. There is no bad, ugly and terrible human. Those who seem so are people who are not able to pull their inner beauty and greatness out. As long as human goes toward becoming the slave of material and property, he becomes away from himself and big unity. Sait Faik, the famous poem, says that “Eveything starts by loving a human”. The matter is to be able to let that love grow and embrace all universe from a piece of sand to the milky way and to look everything, everyone and everyplace with a new fresh eye everyday.

Her insan kendinde bütün in­sanlık ve kâinatın sırlarını taşır, kendi kendini tahlil insanı derin gerçeklere götürür. Fena, kötü, çirkin insan yoktur. Öyle görü­nenler içlerindeki yüceliği, güzelliği, büyüklüğü ortaya çıkarama­yanlardır. İnsanoğlu maddenin ve eşyanın kölesi olmaya doğru gittikçe, kendinden ve büyük bütünden uzaklaşmış oluyor. Sait Faik, “Her şey bir insanı sevmekle başlar” diyor, önemli olan o sevgiyi büyütüp, yüceltip, yeryüzündeki bir kum tanesinden, gökyüzündeki Samanyolu’na kadar bütün kâinatı kucaklayabil­mektir; her gün herkese, her şeye, her yere yepyeni bir gözle bakabilmektir.

Then we can say as Yunus

“If I do not say that I love,

The burden of love stifles me…”

İşte o zaman Yunus gibi,

“Sevdiğimi demez isem,

Sevgi derdi boğar beni...”

diyebiliriz.

Let’s love life so that it uncovers us its beauties. There should be warmness of sun in our looks, clearness and glitter of water in our voice and love in order to disperse the darkness in the sprit of a human across us. Let his inner world fill with love and friendship.

Hayatı sevelim ki, o da bize güzelliklerini göstersin. Bakışımızda güneşin sıcaklığı, sesimiz ve sevgimizde suyun berraklığı ve ışıltısı olmalıdır ki, karşımızdaki insanın ruhundaki karanlıklar dağılabilsin... Onun da içi pırıl pırıl sevgi ve dostlukla dolsun. Let’s be able to say as Yunus

“Let’s love and be loved,

This world will not be left to anyone.”…Goodby.

Yunus gibi,

“Sevelim, sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz”

diyebilelim... Hoşcakalın.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !