Hodja Omar Efendi- Ömer Efendi Hoca

It was forty years ago…I was a student of high school then. I went to city where I was born in a summer holiday. I visited places where my father grew up and spent most beautiful days of his youth.

Kırk yıl geçti aradan... O zamanlar genç bir lise öğrencisi idim. Bir yaz tatilinde memleketime gittim. Babamın doğup bü­yüdüğü, gençliğinin en güzel yıllarını geçirdiği yerleri gezdim.

I finished my visits in short time. It was time to see books as usual. I had a bag of books.  As the time went on, my appetite to read books that started at my three and half turned into a love, a passion. I was reading crazily. Thanks to Allah, this love keeps go on at the same density today.

Birkaç gün içinde gezmelerim bitti. Yine her zamanki gibi sıra kitaplara geldi. Bir valiz dolusu kitap götürmüştüm. Üç buçuk yaşımda başlayan okuma hevesim, zamanla bir aşka dönüştü. Çılgınca okuyordum. Sonsuz şükürler olsun, bugün bu aşkım aynı yoğunluğu ile yine devam ediyor...

 

 

I was reading my book under the shadow of a century-long plane tree. It was overlooking to SUFAS Mosque. An icy and tasteful water was flowing before it. When a call (azan) to pray is heared, congregation would come and have ablution (abdast). One people drew my attention. He was mid-long, white haired, open foreheaded and his skin was incredibly beautiful and shining. He would come with a dark blue cloth, take out his coat, roll his shirt’s arms and have his ablution (abdast).

Kitaplarımı asırlık bir çınar ağacının gölgesinde okuyordum. SÜFAS Câmiine bakıyordu çınar ağacı. Önünden buz gibi so­ğuk, nefis bir su akıyordu. Ezan okununca cemaat geliyor, ora­da abdest alıyordu. İçlerinden bir zat dikkatimi çekmişti. Orta boylu, beyaz saçlı, açık alınlı, teni inanılmayacak kadar güzel ve pırıltılı idi. Üzerinde lâcivert elbisesiyle gelir, ceketini çıkarır, kol­larını sıvar, abdest alırdı.

Since then, I have never seen a second man who takes ablution as beautiful as that person. He was so gracious, polite and noble that the interest I felt grew day to day. No word has got enough power to describe my admiration to that great man. I asked people and they said his name was Hodja Omar Efendi. He was the imam of that mosque, the prayer leader.

O gün bu gün, hayatımda bu kadar güzel abdest alan ikinci bir kimse görmedim. Öylesine zarif, kibar, asil bir hali vardı ki, duyduğum ilgi gün geçtikçe artıyordu. O büyük insana karşı olan hayranlığımı hiç bir kelime anla­tamaz. Çevreden sordum. “Bu zat, Ömer Efendi Hoca” dediler. Ömer Efendi Hoca bu Camiin imamı.

I wanted to introduce myself to him, kiss his hand, talk with him, ask my questions that were challenging my mind like a screw and manage my problems. At long last it was ripe time to get them. Allah gave me the opportunity to meet with that most beautiful and greatest man. There are special moments in everybody’s life and they are life-long moments…Their memories are lived still warmly…Golden times…So for me, meeting with him happened like that.

Tanışmak, bu mübarek insanın elini öpmek, onunla sohbet etmek, beynimi burgu gibi zorlayan sorularımı sormak, müşküllerimi halletmek istiyordum. Nihayet vakti saati geldi. O güzeller güzeli, yüceler yücesi in­sanla tanışmayı Allah nasip etti. Her insanın hayatında bazı özel anları vardır. Bir ömür boyu unutulmayan... Hatırası sımsı­cak yaşanan... Altın zamanlar... İşte benim için Ömer Efendi Hoca ile tanışmak öyle oldu.

Aftermath of a morning salah (prayer) people would make dhikir by using tasbih. He turned back then saw me and smiled. It was like sun rise. I lived that time always and felt this smiling over me. At my lonely times and times at which I lost my life power, I always saw that smiling before me. It warmed, enlightened and illuminated me.

Bir sabah namazından sonra tes­bihler çekilecekti. Döndü, beni gördü ve tebessüm etti. Güneşin doğuşu gibi idi o gülümseme. O anı hep yaşadım. Hep üze­rimde hissettim o tebessümü. Yalnız anlarımda, yaşama gücü­mü kaybettiğim zamanlarda, o tebessümü hep karşımda gör­düm. Beni ısıttı, ışıttı, aydınlattı.

Then during that holiday, we would meet a few minutes after prayers. I would go him to ask my concerns. He had a skin as if transparent. I never saw again such a look that is clean, kind, purifying and cleaning inside. He would speak few, one by one, slowly…I would frequently come close to him with my questions…He would deliver answers of my questions before I asked them. I am still amazed at him.

Sonra o tatil boyunca hep, namaz sonraları birkaç dakika görüşürdük. Müşküllerimi sormak için yanına giderdim. Sanki şeffaf bir teni vardı. Bir daha öyle temiz, öyle nazik, öyle insanın içini yıkayan, arıtan, temizleyen bir bakış görmedim. Çok az ko­nuşurdu. Tane tane, ağır ağır, kelimelerin hakkını vere vere... Çok zaman sorularla yaklaşırdım yanına... Henüz ağzımı açma­dan o soruların cevabı gelirdi. Hâlâ hayret ederim.

I never saw him as dirty and wrinkled. His shirt was always white and his forehead would shine. He got white teeth. They seemed as a line of pearl when he speaked. He used to fit all life into his few sentences. Those sentences became keys for me throughout my life. I solved and  overcome my issues with those sentences. My darkness turned to be filled with light, with divine light (noor).

Bir kere üs­tünü başını tozlu, kirli, buruşuk görmedim. Gömleği hep bem­beyazdı. Alnı ışıl ışıl parlardı. Bembeyaz dişleri vardı. Konu­şurken bir sıra inci gibi görünürdü. Birkaç cümlesine, bütün bir hayatı sığdırırdı. O cümleler bir ömür boyu anahtar oldu benim için. O cümlelerle, karşılaştığım problemleri çözdüm. Müşkül­lerimi hallettim: Karanlıklarım ışıkla doldu, nurla doldu.

Sehy Galip, the kindest, the most gracious poet of Divan Literature, says for Mawlana in one of his line as “If I have esteem in this universe, it is because of you”. If I can see life colourful, lightful, full of incredible beauties against all my sufferings and if Iife seems to me as a magnificent event that needs rediscovery of it at every moment, thanks to Allah, Hodja Omar Efendi absolutely played very important role.

Divân Edebiyatının en ince, en zarif şairi Şeyh Gâlip, bir mısraında, Hz. Mevlânâ için; “Cihanda itibarım varsa, sen­dendir” der. Ben de bugün, çektiklerime, yaşadığım ıstıraplara rağmen, hayatı renk dolu, ışık dolu, takat getirilmez güzelliklerle dolu görüyorsam, hayat her an yeniden keşfedilmesi gereken bir muhteşem olay gibi görünüyorsa bana, Rabbime şükürler olsun, Ömer Efendi Hocanın büyük rolü oldu bunda.

He taught me how to walk. He gave me the keys to solve the life problems. He taught me loving and being loved. I learned always from him the issues such as what is life, what is the meaning of existence and living. He taught me that love starting from one human should grow, widen and highten till it covers all universe and that it should embrace all things from a drop of sand to the milky way.

Bana yürümesini öğretti. Bana hayatın müşküllerini çözecek anahtarları verdi. Bana sevmesini, sevilmesini öğretti. Hayat ne­dir, yaşamanın, varolmanın anlamı nedir, hep ondan öğrendim. Bir insandan başlayan sevginin nasıl bütün kâinatı içine alacak kadar büyüyüp, genişleyip, yücelmesi icap ettiğini, yerdeki bir kum tanesinden gökyüzündeki Samanyolu’na kadar, nasıl her şeyin kucaklanması gerektiğini öğretti bana.

He taught me that to love human and to help them out are worships Allah likes most after fard worships. . He taught me  that a human should be a sample to others with his behaviours and living ways rather than advicing. I learned from him that real beauty is within loving humans and real good deeds they conduct faithfully.

Farz olan ibâdetlerden sonra, Allah’ı en fazla hoşnut eden ibâdetin insanları sevmek ve onlara yardım etmek olduğunu öğ­retti bana. İnsanın diliyle öğüt vermekten çok, davranışlarıyla, yaşantısı ile örnek olması gerektiğini öğretti bana. Güzelliğin, gerçek güzelliğin insanları sevmekte, inanarak yaptıkları gerçek hayırlarda olduğunu öğrendim ondan.

He taught me that people who is with Allah is at Heaven and one who ignores Him can not live that beauty, peace, graciousness and happiness at all. He showed me by living and experiencing that all external and internal cleanness depends on abiding to Allah’s Prophet. If he weren’t available, how would I learn that one of the objectives of coming that world is learning decency, that human can elevate up to his decency  and that  decency of heart starts from quietness?

Allah ile olanın bilfiil cen­nette olduğunu, ondan gafil olanın hiçbir zaman o güzelliği, yü­celiği, huzuru ve mutluluğu yaşayamayacağını öğretti bana. Bü­tün zâhir ve bâtın safasının Allah Resûlü’ne uymaya bağlı olduğunu, bizzat yaşayarak ve örnek olarak gösterdi bana. O olmasaydı, dünyaya gelişin gayelerinden birinin de edep öğren­mek olduğunu, insanın edebi nispetinde büyüyüp yücelebilece­ğini, kalbin edebinin sükûttan başlayacağını ben nereden bile­bilirdim?

He taught me following truths not only with his sentences, but also with his clean, pure and sample life;

·        We should train our self with patience without complaining and saying anything,

·        Things we assume as sorrow are somehow blessings,

·        Each particule and each creation have got their own tasks,  

·        Dirtiness and wickedness do not go away before cleanness and beauty come.

·        Each step to be put in way of Allah is going to be a spritual ascendance made of divine light (noor),

·        Allah never overburdens His servants with works they are not able to carry.

·        Each particule in that universe can teach us as long as we are vigilant, descent and careful enough to get necessary lessons from it.

·        We should not see others’ shortcomings but ours.

·        If we want Allah like us, we should like everything,

·        None of demander can get perfect,

·         The spritual evolving of those who are not compassionate and has not got mercy will stop till they love all people and start to feel mercy upon them,

·        Whosoever makes fun of someone will be made fun of him,

·        Allah-lovers will not have got any fear and concern,

·        One of the good deed is to make an enemy your  friend by forgiving people.

 I mention him with such a love and respect lasting forever and wish the mercy of Allah and intercession of Prophet may become over him…

Hiç bir şikâyette bulunmadan ve hiçbir şey söylemeden nef­simizi sabırla terbiye etmesini, kahır zannettiklerimizin bizim için bir lütuf olduğunu, bu âlemde her zerrenin, her yaradılışın ken­dine göre bir vazifesi olduğunu, temizlik ve güzellik gelmeden, pislik ve kötülüğün gitmeyeceğini, Allah yolunda atılan her adı­mın nurdan bir yükseliş olacağını, Allah’ın kişiye, gücünün yet­meyeceği yükü yüklemeyeceğini, bu âlemde her zerrenin bizi irşâd edeceğini, yeter ki o şeyin ikazından ders alabilecek uya­nıklık, dikkat ve edep içinde olmamız gerektiğini, başkalarının ayıbını değil, kendi ayıbımızı görmemiz gerektiğini, eğer Allah’ın bizi sevmesini istiyorsak, bizim her şeyi sevmemiz gerektiğini, hiç bir tâlibin kemâle eremeyeceğini, bütün insanları sevinceye ve onlara şefkat, merhamet besleyinceye kadar, şefkati ve acı­ması olmayan kimselerin mânevî terakkisinin duracağını, her kim alay etmeye kalkarsa, kendisi ile alay edileceğini, Allah dostlarında korku ve endişe olmayacağını, en güzel işlerden birinin af ile muamelede bulunarak düşmanını dost etme oldu­ğunu, bizlere sade sözleri ve sohbetleri ile değil, aynı zamanda temiz, nezih ve örnek yaşantısı ile anlatan Ömer Efendi Hocayı sevgi ve saygıların hiç bitmeyecek olanı ile anıyor, Allah’ın rah­metinin, Peygamberin şefaatinin üzerine olmasını diliyorum...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !