Elusion from Burden

 

Elusion from Burden

Yüklerden Kurtulmak

 

It was years and years ago. When President Kennedy was shot down in Texas, they found a paper in his pocket. It was the text of his public address to be delivered in Texas. Text was ending up with an excerpt from Prophet Isaac. I became excited when I read it. Since then, long years has gone and I couldn’t forget. As far as I remember the speech was ending up with like that; “Road is long, burden is heavy. You can’t endure that road with that burden. Get rid of this burden...” I always repeat it in my mind.

Senelerce evveldi. Başkan Kennedy Texas’ta vurulduğu za­man, ceketinin cebinden bir kağıt çıkmıştı. Bu O’nun Texas’ta söyleyeceği nutkun metni idi. Metnin sonu, Kennedy’nin İshak Peygamberden bir alıntısı ile bitiyordu. Okuyunca çok heye­canlandım. Aradan uzun seneler geçti. Unutamadım. Hatırımda kaldığı kadarıyla şöyle bitiyordu konuşma: “Yol uzun, yük ağır­dır. Bu yükle bu yola katlanamazsınız. Yüklerden kurtulu­nuz...” Hep tekrar ederim içimden.

The beauty of this sentence, its poetic side and greatness keep me pondering over and shivering. Yes, the key thing is to get rid of burden, but what is this burden? What does it mean to get rid of burden? How can a human elude from this burden?

O sözün güzelliği, şiiriyeti, büyüklüğü beni yıllardır düşündürür, ürpertir. Evet, yüklerden kurtulmak önemli olan, ama yük nedir? Yüklerden kurtulmak ne­dir? Nasıl kurtulur insan bu yüklerden?

Are the things meant by word “burden” the illnesses of grudges, hatred, vengeance, jealousy, passions for property, title, post and overestimating himself from others we stored in our alter ego since our little ages? Our prophet says in one of his hadith as “Your biggest enemy is your own self between two sides of you.” Aren’t they the plays of this self  making world narrow and turning life into a poison? What few people who eat offerings of Allah with peace.

Yükler kavramı ile anlatılmak istenilen, acaba, ta en küçük yaşımızdan itibaren şuur altımıza depo ettiğimiz kinler, nefretler, intikam ve öç alma duyguları, kıskançlıklar, hasetler, çekeme­mezlikler, mal mülk ihtirası, mevki, makam, rütbe ihtirası, ken­dini herkesten üstün görme hastalığı mıdır? Resûlullah Efen­dimiz, bir hadis-i şerifinde: “Senin en büyük düşmanın, iki yanın arasındaki nefsindir” buyururlar. İnsana dünyayı dar eden, hayatı zehir eden hep bu nefsin oyunları değil midir? Allah’ın verdiği nimeti ağız tadıyla yiyen insanlar günümüzde ne kadar azdır.

Unthankfulness, unhappiness, dissatisfying and crazy rapaciousness burn today’s people like a storm. It devastates them. Put simply, is there any other meaning of wines, cigarettes, and narcotics consumed crazily other than expression of a dissatisfaction? Is there any possibility for human beings to live a colourful, lightful, loveful, faithful, sincerity-ful life as long as today’s password is “always me, always me, again me” and as long as people assume that they would be happy if they always took and filled his wallet? Poet says very well;

Şükürsüzlük, memnun olmamak, tatmin olmamak, çılgın bir açgözlülük, günümüz insanlarını bir kasırga gibi kavu­ruyor. Yakıp yıkıp deviriyor. En basitinden, şu delicesine içilen, alınan içkiler, sigaralar, uyuşturucular bir doyumsuzluğun ifade­sinden başka nedir? Günümüzün parolası “hep ben, hep ben, yine ben” olursa, insanoğlu hep aldığı, hep cüzdanını doldur­duğu, zenginliğini artırdığı sürece mesut, bahtiyar olacağı zeha­bına kapılırsa, onun renk dolu, ışık dolu, aşk, imân ve ihlâs dolu bir hayat yaşamasına imkân olur mu? Şair ne güzel söylemiş:

“People have got so signs that/

They make their own idol, they worship it by themselves…”

“Beşerin öyle delâletleri var

Putunu kendi yapar, kendi tapar...”

Either accept or not. There is a truth. Today’s life has lost its reality meaning lived, its beauty, its poetic side and shivering view. Great Yunus doesn’t say in vain as “If I don’t say that I love, the burden of it will stifle me” and “Despite all existence, the shallowness of heart doesn’t go away…” Believe me, Yunus emphasise very well by few words what myriad books written to tell “today” are not able to say. People forgetting love and distancing themselves from their essence  are trying to fill the emptiness in their soul with the passions for money, property, title, post in vain and they compete for those against each other. However the result is clear; alcoholics, ones addicted to narcotics, divorcings, never ending quarrels …

İster kabul edelim, ister etmeyelim. Ortada bir gerçek var. Bugünkü hayat, yaşanılan realite anlamını yitirmiş, güzelliğini, şiiriyetini, ürpertisini kaybetmiştir. Büyük Yunus boşuna söyle­memiş: “Sevdiğimi demez isem, sevgi derdi boğar beni”, “Bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı...” İnanın, bugü­nü anlatmak için yazılan binlerce kitabın söyleyemediğini, Yu­nus şu birkaç kelime ile ne güzel vurguluyor; sevgiyi unutan insanlar, özünden uzaklaşan insanlar, boş yere para ile, mal ile, makam, rütbe, mevki ihtirası ile ruhlarındaki boşluğu doldur­maya çalışıyorlar, bunun yarışını yapıyorlar. Ama sonuç ortada. Alkolikler, uyuşturucu müptelâları, çılgın boyutlara varan boşan­malar, bitip tükenmek bilmeyen kavgalar...

Never smiling Pharaohs and Nemruts of our era albeit extraordinary means of it…

Bütün olağanüstü imkânlarına rağmen yüzü bir türlü gülmeyen çağımızın nem­rutları, firavunları...

They forget one thing: “Human being can reach peace and tranquility as long as he remembers Allah.” He becomes happy if he is with Allah. Fazıl Husnu Daglarca says that “My child, make prayer at night/ Human can get away from Allah.” Yes, as long as human gets away from Allah, he gets stuck in the drawing and dragging vertex of uneaseness. To be peaceful requires to be “before Him”. People, only then, taste happiness and live in universe of beauties.

Onlar, bir şeyi unutuyorlar, “İnsanoğlu, an­cak Allah’ı andığı zaman huzur ve sükûna kavuşuyor”. O’nunla beraber olunca mesut ve bahtiyar oluyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca, bir şiirinde “Çocuğum dua et geceleri / İnsan uzaklaşabilir Allah’tan” der. Evet, insan Allah’tan uzaklaştığı nispette huzur­suzluğun çeken, sürükleyen girdabına kapılıyor. Huzurlu olmak için, “huzurda olmak” gerekiyor. Ancak o zaman insan mutlu­luğu tadıyor. Güzellikler âleminde yaşıyor.

Mawlana says in Masnawi that “Taste doesn’t come from outside, but inside. Know it so. Assume “looking for palaces and fortress” as foolishness.” A wise man looks for pretexts to get closer to Allah every moment. Yunus says that “If it sees God, then, it is  real eye.” The real ability of living is to find the beauty of each new day.

Mevlânâ, Mesnevi’de “Lezzet dışardan gelmez. İçten ge­lir. Bunu böyle bil. Köşkleri, kaleleri aramayı ahmaklık say” der. Akıllı insan, her gün, her saat Allah’a yaklaşmak için vesile arar. Yunus, “Göz odur ki Hak’kı göre” der. Yaşamanın hüne­ri, her yeni günün güzelliğini bulmaktır.

Seeds sowed today are the flowers of tomorrow’s. Each beauty is the mirror of God that is seen vie eye. The important thing is to find a way leading to absolute beauty from relatively beauty.

Bugün ekilen tohumlar, yarının çiçekleridir. Her güzellik, Hak’kın gözle görülen bir ayna­sıdır. Önemli olan, izâfi güzellikten, mutlak güzelliğe giden yolu bulmaktır.

 SABRİ TANDOĞAN

standogan@gonulsohbetleri.net

http://www.gonulsohbetleri.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !