DECENCY

 

Decency

Edep

 

Decency is the outer view of mind. It is a point differing human from animal. Decency is politeness and delicacy. What makes us call people as lady, gentleman is his or her decency. It wouldn’t be exaggeration if we say that decency is equal to life. A decent man is one respecting everybody. It is not suffiecient just to respect to your elders. Because it is a requirement. Otherwise, some nasty situations may emerge. The important thing is to be able to treat everybody respectfully, and politely at same level. Yunus says that “If it sees God, then, it is real eye.”

Edep, aklın dıştan görünüşüdür. Edep, insanı hayvandan ayıran farktır. Edep inceliktir, zarafettir, efendiliktir. Bir insana beyefendi, hanımefendi dedirten onun edebidir. Edep eşittir ha­yat desek mübalağa yapmamış oluruz. Edepli insan, herkese karşı saygılı olandır; yalnız kendinden büyük olanlara karşı edepli olmak yetmez. Çünkü zorunlu bir durumdur. Aksi halde, birtakım tatsız, nahoş durumlar ortaya çıkar; önemli olan, ken­dimizden büyüklere de, küçüklere de aynı şekilde edepli, say­gılı, incelik ve zarafetle dolu olarak hareket edebilmektir. Yunus Emre “Göz odur ki Hakkı göre” der.

The important thing is to be able to see God at everywhere, everything and everybody.

Önemli olan herkeste, her yerde, her şeyde Hak’kı müşahede edebilmektir.

As far as decency is concerned, Pasha Dede comes into mind. May the mercy of Allah be upon him. He was such a decent people that noword is sufficient to describe him. He was the paragon of decency by himself and an alive sample of it. One day, Edip Atam Bey telephoned me and said that Pasha Dede was his quest. I went to him and was introduced to. Thirty years have gone by. I still keep this memory warmly in my heart. Whosoever quest comes, he would raise up decently and agility which wasn’t expected of his aging body and would greet quest with love, respect and longing. He wouldn’t sit down before quest sit and would display such a respect to man that the greatest man of era would deserve.

Ve edep denilince akla, ister istemez Paşa Dede geliyor. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Hiçbir kelimenin tasvir edeme­yeceği kadar edepli, ince, zarif bir insandı. Edebin ta kendisi, yaşayan, canlı bir örneği idi. Bir gün Edip Atam Beyefendi tele­fon etti ve Paşa Dedenin geldiğini, kendilerinde misafir oldu­ğunu söyledi. Gittim. O gece Paşa Dede ile tanıştım. Aradan otuz yıl geçti. Hâlâ anısını içimde sımsıcak saklarım. Hangi mi­safir geldiyse, her defasında o yaşlı vücudundan beklenmeyen bir çeviklik, harikulâde bir zarafet, edep ve incelikle ayağa kalkıyor, saygıyla, sevgiyle, özlemle o şahsı selâmlıyor, o otur­madan yerine oturmuyor, zamanın en büyük insanına gösteri­lecek hürmeti o şahsa gösteriyordu.

At last, the grandchild of host, Deniz, came in. She was pretty nice girl aged five. One of quests asked Pasha Dede why he was tiring himself by raising up as a child at five wouldn’t understand the meaning of this respect.  I never forget that he gave his magnificient answer: “If we do not show due respect, love, decency, delicacy to that child, how can she learn these good qualifications and attributes?” Years have gone by, however, I never forget his answer, the depth and graciousness  within it. It illuminates me like a torch. Since years it has illuminated me. And wherever the word “decency” is spoken I immediately remember Pasha Dede and shiver.

Nihayet içeriye ev sahibinin torunu Deniz girdi. Deniz o zaman beş yaşında, tatlı, sevimli bir kız çocuğu idi. Misafirlerden biri dayanamadı. Sevgili Paşamız, kendinizi niye böyle yoruyorsunuz. Yazık değil mi? Beş yaşında bir kız çocuğu hürmetten ne anlar deyince. Paşa Dede hiç unut­muyorum, o muhteşem cevabını verdi. “Ah efendim, bizler bu yavrucuğa sevgi, saygı, edep, incelik, ihtiram göstermezsek, bu yavrucak bütün bu güzel hasletleri nereden öğrenecek” buyur­dular. Aradan yıllar geçti. Ama bu sözü, bu sözdeki derinliği, yüceliği hiç unutamadım. Bir meşale gibi ışık tuttu bana. Yıllar­dır içimi aydınlatıyor, ışıtıyor. Ve edep kelimesi nerede geçse hep Paşamızı hatırlıyor, ürperiyorum.

A decent man shows decency to himself as well. The important thing is to be able to become a man who use his spare time in best way so decently that as if Allah sees him when he is alone.

Edepli insan kendine karşı da edepli olandır. Önemli olan, yalnız başına kaldığı zaman da, Allah onu görüyormuş gibi, edepli, ince, zamanını en güzel şekilde değerlendiren bir insan olabilmektir.

Behaving slovenly, dirty and ugly and thinking yourself as if alone mean not to know Allah. Although we do not see Him, He sees us. He is aware of us, we are not aware of Him though. What will we hide and from whom? Doesn’t He say that He is the One closer to us than our carotid artery?

Nasıl olsa yalnızım, kimseler görmüyor diye, lâuba­li, derbeder, çirkinlikler içinde olmak aslında Hak’kı bilmemek demektir. Biz görmesek de, O bizi görüyor. Biz farkında olma­sak da, O farkında. Neyi kimden gizleyeceğiz. “Ben size şahda­marınızdan daha yakınım” demiyor mu?

Life, living and existence are quite more complex mechanism than we think about. Nobody and nothing are not  empty and meaningless. Each particule has got a mystery of creation. The matter is to be able to be in good manners to all people everytime, everywhere. Therefore, we should fill our subconscious with love, respect, decency, mercy, delicacy, feelings of help and service as much as possible.

Hayat, yaşamak, varolmak, aslında sandığımızdan daha gi­rift bir mekanizmadır. Hiçbir şey, hiçbir kimse boş ve anlamsız değildir. Her zerrenin bir yaradılış hikmeti vardır. Önemli olan, her zaman, her yerde, herkese karşı edepli olabilmektir. Onun için de bilinçaltımızı her vesile ile, imkân nispetinde edeple, say­gı ile, sevgi ile, şefkat ve merhametle, zarafet ve incelikle, yar­dım ve hizmet duygusu ile doldurmak gerekiyor.

Yunus says that “ Don’t see anyone as inane, nobody is inane.” As each human is the slave of Allah and has been created as human, he or she deserves love and respect. There is no bad man in life. Just there is human who couldn’t be able to bring his inner beauty, feeling of goodness and nobility to day light.

Yunus “Tehi görme kimesneyi, hiç kimesne tehi değil” diyor. Evet her insan, insan yaratıldığı için, Allah’ın kulu olduğu için sevgiye, saygıya lâyıktır. Hayatta kötü insan yoktur. Çeşitli nedenlerle içindeki iyilik, güzellik, asalet duyguları örtülü kalmış, gün ışığı­na çıkamamış, tezahür edememiş insan vardır.

Our task shouldn’t be belittling them, but should be trying to blossom their qualifications bringing them to daylight by helping them out and giving a hand. There is a big reality in Yunus’s sentence; “Be tolerant against created ones because of Creator.” That is one of his most important sayings.

 

Bizim görevimiz, onları küçük, hakir görmek değil, imkânlarımız nispetinde el uzatarak, yardımcı olarak, onlardaki bu hasletleri uyandırıp, gün ışığına çıkarmaya, filizlendirmeye çalışmak olmalıdır. Yunus’un “Yaradılanı hoşgör, Yaradan’dan ötürü” sözünde büyük bir gerçeklik vardır. Yunus’un en önemli sözlerinden biridir.

There is not an ideal, perfect, impeccable man in life. None of us can say that “I am an ideal man that has not got any wrong.” But, by being aware of it, some part of us are in an effort to go toward what is better everyday and every moment. They asked an ant where it was going to. It said “To Ka’ba, holy building.” They kept saying that how an ant with such legs could go to Ka’ba, therefore, its all efforts were in vain. The ant answered “No, I know I can’t. But I want to die on the way leading me to Allah. Here is the target: to put due efforts in order to be an ideal, perfect and impeccable man. No matter how much we take way…

Hayatta ideal, mükemmel, kusursuz insan yoktur. Hiç birimiz “ben hiç hatası olmayan, ideal bir insanım” diyemez. Ama bir kısmımız bunun bilincinde olup, her gün, her saat, daha iyiye, daha güze­le gitmenin çabası içindeyiz. Hani karıncaya sormuşlar, nereye gidiyorsun diye. Kâbe’ye demiş.

Hiç bu ayakla, bu bedenle Kâ­be’ye gidilebilir mi, boşuna emek demişler. Karınca, hayır de­miş, ben de biliyorum ulaşamayacağım. Ama ölürken o yolda olmak istiyorum demiş. İdeal, kusursuz, mükemmel insan olmak için, elden gelen gayreti göstermek, işte hedef bu. Ama o yolda ne kadar gidebilirsek...

Let’s look at environment where rose grows up. What do we see? Mud, fertilizer, limely water…However a rose at an unreachable beauty comes out of such an environment mesmerising hearts and eyes with its colour and scent.

Gülün yetiştiği ortama bakalım. Ne görürüz? Çamur, gübre, kireçli su... Ama o ortamdan, rengiyle, kokusuyla gözleri ve gö­nülleri kamaştıran, erişilmez güzellikte bir gül çıkıyor.

I always give the example of a rose to those who always complain about. To be like a rose… Full of love and respect and helpful to all mankind… Why don’t we enter into the same way like the ant mentioned?

Çevre­sinden hep şikâyet eden insanlara gül örneğini veririm. Gül gibi olmak... Bütün insanlara faydalı, bütün insanlara karşı sevgi ve saygı dolu... Neden karınca gibi, biz de o yola girmeyelim...

On a time at which people used to have bath using clay, one man goes to public bath taking clay. Sometimes later a misky scent starts to spread around from the clay. Man becomes amazed and asks clay:

“You are some sort of soil. How can you emit such a rosy scent?” Clay answers;

“Yes, I am naturally of soil. But I became a friend with a rose for three days, that is why it is rosy-like.

Vaktiyle insanların hamamda kille yıkandığı dönemde, bir adam hamamdan kil alarak yıkanmaya gider. Biraz sonra kilden etrafa mis gibi bir gül kokusu yayılmaya başlar. Adam hayret içindedir. Kile sorar. Sen bir nevi topraksın. Nasıl oluyor da böy­le gül gibi koku yayıyorsun. Kil cevap verir. Evet der, benim as­lım toprak. Ama üç gün gül ile arkadaşlık yaptım da, bu gü­zelliğim, kokum oradan geliyor.

What nice people who are able to be sample and quide to his or her around by the things such as purifying their hearts and heads, cleaning them,good deeds conducted and samples of decencies and delicacies they have showed.

Bir gül gibi, kalplerini ve kafalarını arıtarak, temizleyerek, yaptıkları hayırlarla, iyiliklerle, gösterdikleri edep ve incelik ör­nekleri ile çevrelerine örnek ve rehber olabilenlere ne mutlu.

 

SABRİ TANDOĞAN

http://WWW.gonulsohbetleri.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !