Cupper turns into Gold Because of Love-Sevgiden Bakır Altınlaşır

 

 

It is everymorning by which a new opportunity is given to us to change our way of life. What has a life that is seen always as dark and is complained about made a good use of it to anyone? Human who is on the way of being mature and of improvement gradually separates from climate of complaining. He goes toward recognizing and accepting life as how it is.

Her sabah hayatımızı değiştirmek için bize yeni bir fırsat doğmaktadır. Hep karanlık görülen, hep şikâyet edilen hayat kime ne kazandırmıştır ki? Olgunluk ve gelişme yolunda olan insan, yavaş yavaş şikâyet ikliminden ayrılır. Hayatı olduğu gibi kabul etmeye doğru gider.

He becomes a human that gradually speaks good, spreads it out and lives. The crux is to be able to get down to the essence of life from its outer cover and to rediscover us and others every moment. It is to be able to get rid of noisy of external life, to get involved in our inner world, to catch eternal truths and beauties in us. Great Yunus says that:

“Find in you

What I found in me”

Yavaş yavaş hayrı konuşan, yayan ve yaşayan bir insan olur. Önemli olan, hayatın kabuğundan özüne doğru inebilmek, kendimizi ve başkalarını her an yeniden keşfedebilmektir. Dış hayatın patırtı gürültüsünden sıyrılabil­mek, iç dünyamıza inebilmek, ebedî gerçekleri ve güzellikleri kendi içimizde yakalayabilmektir. Büyük Yunus,

Bir siz dahi sizde görün,

Benim bende gördüğümü

der.

As human beings are not able to get down to their deepest sides, they walk peaceless and suffering on the ground. They try to enjoy themselves in vain. What careless…

İnsanoğlu kendi içine inemediği için huzursuz ve mustarip, âlemde dolaşıyor. Gönlünü boş yere eğlendirmeye çalışıyor. Ne gaflet...

I wish that human being knew that “Hearts get peace and tranquility only by remembering Allah”. I wish that human being knew that “He is closer to human than human’s  carotid artery is.” What bizarre thing that we invent myriad plays and entertainments to get rid of us and run away from us, instead of reaching us and getting close to us. The simplest and the most despicable form of it is gossipping…But who are we deceiving? Does not Allah who is the closest to us see everyting?

O insanoğlu bir bilse ki “Kalpler ancak Allah’ı andık­ları zaman huzur ve sükûna kavuşurlar”. Bir bilse ki in­sanoğlu, “O, kendisine şahdamarından daha yakındır...” Ne garip şey, kendimize ulaşacağımız, kendimize yaklaşacağımız yerde, kendimizden kaçmak, kurtulmak, kendimizle hesaplaş­maktan uzaklaşmak için ne oyunlar, ne oyun çeşitleri, ne eğ­lenceler icât ediyoruz. Bunun en basiti ve aşağılık olanı dedi­kodu... Ama kimi kandırıyoruz acaba... Bize bizden yakın olan, her şeyi görmüyor mu?

Who does Seyh Galip address to while saying that;

“Look at yourself well

You are the essence of universe.” ?

Şeyh Gâlip;

Hoşça bak zatına kim,

Zübde-i âlemsin sen.

derken kime sesleniyor?

Do not we harm us always in the most wicked way by criticizing people around us, looking at them to belittle and making fun of them? Isn’t the main goal of living and existence basically to get rid of everyting that makes us alienated and keeps away from Allah? Nothing is as exciting as learning human and trying to understand. Human is neither thesis nor antithesis. Human is a synthesis. To uncover this synthesis requires a perfect intelligent, due attention and efforts. There are such times and situations that we assume we understand  human much more, however we see how much we are away of it.  We live the abyss of contrasts untill we reach Him, unity, oneness and until we find what is new, non-fading colour, beauty, irreversible harmony and life-long fresh.

Çevremizdeki insanlara, hep eleştirmek, hep onlarla alay et­mek ve küçümsemek için bakmakla, en büyük kötülüğü ken­dimize yapmış olmuyor muyuz? Aslında yaşamanın ve varol­manın amacı; Yüce Allah’a ulaşmayı engelleyen, bizi yabancı­laştıran her şeyden kurtulmak değil midir? Hayatta hiçbir şey “insanı öğrenmek”, onu anlamaya çalışmak kadar heyecan ve­rici değildir. İnsan ne bir tez, ne bir antitezdir. İnsan bir sen­tezdir. Bu sentezi çözümleyebilmek müthiş zekâ, dikkat ve gay­ret sarfını gerektirir. Hayatta öyle anlar ve durumlar oluyor ki, bazen insanı en çok anladığımızı sandığımız zaman, ne kadar uzak olduğumuzu görüyoruz. Biz ki içimizde zıtların uçurumunu yaşıyoruz. Tâ ki, O’na ulaşıncaya, Tevhid’e, birliğe varıncaya kadar, yeniyi bulana, solmayan rengi, pörsümeyen güzelliği, bo­zulmayan âhengi, her dem taze kalanı bulana kadar...

Personality is to give a deep and beatiful shape to ourselves and our conditions by recognizing them. And it is only us that can save us. Habits and patterns keep us away from being in new contacts with existence by surrounding our idea and thoughts like cocoon. If daily life is not fed with knowledge, art, idea, beauty, love and friendships, it fades away like neglected flower. Human should impede his emotion and thought not to get crusted as much as possible. How does a man who keeps his heart with enemy has a right to ask a friend? Just peaceful people can feel God. The decency of heart is quietness. The hearts of those with eyes downward can ascend to skies. Each particule can teach us in this universe.

 Şahsiyet, kendimizi ve şartlarımızı benimseyerek, ona derin ve güzel bir şekil vermektir. Ve kendimizi yalnız kendimiz kur­tarabiliriz. Alışkanlıklar ve kalıplar, duygu ve düşüncemizin etra­fına koza gibi sarılarak bizi varlıkla her an yeni temaslar kur­maktan uzaklaştırır. Günlük hayat, ilimle, san’atla, düşünce ile, güzellikler, sevgiler ve dostluklarla beslenmezse bakımsız bir çi­çek gibi çabucak kurur. İnsan elinden geldiğince duygu ve dü­şüncelerinin kabuk bağlamasının önüne geçmeye çalışmalıdır. Gönlünü düşmandan ayırmayanların dostu istemeye ne hakkı vardır? Ancak sükûnet içinde olanlar Hak’kı müşâhede edebilir­ler. Kalbin edebi; sükûttur. Gözü yerde olanın gönlü âsumana çıkar. Bu âlemde her zerre bizi irşâd edebilir.

If human has an eye to see, an ear to hear, a mind to understand and a heart to feel and shiver, then each particule is going to be a Gabriel warning and taking us to the apex of amazement and admiration, opening new horizons before us and taking us to prostration.

İnsanda görecek göz, işitecek kulak, anlayacak ve ibret alacak kafa, hissedecek ve ürperecek kalp varsa; yeryüzündeki her zerre bizi uyaracak, hayretin ve hayranlığın doruğuna ulaştıracak, önümüzde ufuklar açacak, bizi secdeye götürecek bir Cebrail olacaktır.

Like everything if you want Allah like you. Won’t we see Him wherever we turn our face to? And isn’t He sufficient for us?  Doesn’t human get closer to himself and life as long as he gets closer to Allah? And doesn’t the same human get away from himself  as long as he gets away from Him? In today’s literature there is a concept called “alienation”.  The name of the most populer work of Albert Camus who was awarded with Nobel Literature Reward was “The Stranger” (L’Etranger). Isn’t alienation getting away of human from himself and Allah?

Eğer Allah’ın sizi sevmesini istiyorsanız, siz her şeyi seviniz. Yüzümüzü nereye dönersek dönelim, O’nu görmeyecek miyiz? Ve O, bize kâfi değil mi? İnsan Allah’a yaklaştıkça, kendine ve hayata yaklaşmıyor mu? Ve aynı insan O’ndan uzaklaştıkça kendinden de uzaklaşmıyor mu? Günümüz edebiyatında “ya­bancılaşma” diye bir kavram var; Nobel Edebiyat Armağanını alan A. Camus’ün en meşhur eserinin adı “Yabancı” idi. “Ya­bancılaşma” insanın Allah’tan ve kendisinden uzaklaşması değil midir?

Is there a possibility that one who is far from Allah and self-being can be happy and peaceful regardless of conditions? The hardest friendship to gain is human’s self-friendship. One who is friend of himself can be a friend to others. And that friendship can be attained through getting closer to Allah.

Allah’tan ve kendi öz varlığından uzaklaşan bir kimsenin şartları ne olursa olsun, mutlu ve huzurlu olmasına imkân var mıdır? Cehennem, Allah’tan uzak olanların sırrı değil midir? El­de edilmesi en güç dostluk, insanın kendi kendisiyle dost olma­sıdır. Kendine dost olan başkalarına da dost olur. Ve bu dost­luk; ancak Allah’a yaklaşmakla kazanılır.

Fazıl Husnu Daglarca says in one of his poems that;

“My child, make prayer at nights,

Human can fall away from Allah”

Fazıl Hüsnü Dağlarca, bir şiirinde,

“Çocuğum dua et geceleri,

İnsan uzaklaşabilir Allah’tan”

der.

The important thing is to be able to rediscover ourselves and others every moment. Human is the most comprehensive existence of the universe. So far none of science and art have been able to discover human exactly and to solve his secret fully.

Önemli olan kendimizi ve başkalarını her an yeniden keşfe­debilmektir. İnsan kâinatın en muhtevâlı varlığıdır. Şimdiye ka­dar hiçbir ilim ve san’at insanı tam olarak keşfedememiştir, onun sırrını bütünüyle çözümleyememiştir.

“We came from one secret, we go to one secret” We live in unknown things. On the one side we go to space, on the other side, we get confused about what to say and what to do against people who wallow painfully in troubles.

“Bir sırdan geldik, bir sırra gidiyoruz”. Bilinmeyenler içinde yaşıyoruz. Bir taraftan uzaya gidiyor, bir taraftan ıstıraplar içinde kıvranan insanlar karşısında ne yapacağımızı, ne söyleyeceğimizi şaşırıyoruz.

Centuries ago great Yunus said that;

 Yüzyıllar önce büyük Yunus:

“What makes you crazy is in you again”

“Seni deli eden şey,

Yine sendedir sende”

dememiş miydi?

The cure of ills is again in people…Inside human….Daglarca says that “What science found and will find is in you…” The issue is to be able to get down inside of us, to catch eternal truths and beauties in the depth of us, to embrace all universe from a drop of sand to the milky way with love, respect, amazement, startling and admiration…

Hastalığın şifâsı, derdin dermanı yine in­sanda... İnsanın içinde... Dağlarca, “Bilimin bütün bulduğu, bütün bulacağı sende...” diyor. Önemli olan içimize inebilmek, ebedî gerçekleri ve güzellikleri kendi içimizin derinliklerinde ya­kalayabilmek, bütün kâinatı yerdeki kum tanesinden, gökyü­zündeki Samanyolu’na kadar sevgiyle, saygıyla, hayretle, ürper­tiyle, hayranlıkla kucaklayabilmektir...

Darkness goes away if light comes inside. “If right comes, false goes away.”  If we fill our inner world with love, respect, decency, patience, satisfaction, kindness and graciousness, trivial, simple and inferior feelings fade away immediately. Human should do his best in order to get conscious of every day and every hour he lives, to get to better, more beautiful, more correct, and to be able to purify and clean himself.

Karanlık, ancak ışık gelince gider, “Hak gelince bâtıl zâil olur”. Biz iç dünyamızı sevgi, saygı, edep, tevâzu, sabır, ka­naat, incelik ve zarafetle doldurursak; küçük, basit, âdi duygular kendiliğinden kaybolur. İnsan yaşadığı her günün, her saatin, her dakikanın bilincinde olmak, her an daha iyiye, daha güzele, daha doğruya ulaşabilmek, kendini temizleyebilmek, arıtabilmek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır.

We have not been send to that world in vain. We should live so respectful, careful, decently and humbly that the patient who listens to us should get recover, the light of love, of hapiness, of hope and friendship should appear inside of people when they  see us.

Boşuna dünyaya gön­derilmedik. Öyle dolu dolu, öyle saygılı ve dikkatli, öyle edep ve tevâzu içinde yaşamalıyız ki; bizi dinleyen hasta iyileşmeli, bizi görenin içinde sevincin, umudun, sevginin ve dostluğun ışığı yanmalıdır.

People need good practices rather than good words. People who can be a quide and sample by his practices and behaviours can find a place in the hearts. So far, it hasn’t been found a way to conquer hearts. If light is off, moth doesn’t turn around it. What makes human a human is again human. The best deed after fards is to love people and to try to be helpful them as much as possible physically and spritually. Sharing the sorrow of suffering people, being partner of their tears are important as well as feeding a hungry man. Isn’t it the best present to give people around us warm, very warm love? Mawlana says that;

 

İnsanların güzel sözlerden daha çok, güzel örnek­lere ihtiyacı vardır. Diliyle değil, davranışlarıyla, yaşantısı ile ör­nek ve rehber olanlar, gönüllerde yer edebilir. Bugüne kadar gönülleri fethetmenin başka bir yolu bulunmamıştır. Lâmba yan­madan, pervane etrafında dolaşmaz. İnsanı insan eden yine insandır. Farz olan ibâdetlerden sonra, en büyük sevap ve iyilik; insanları sevmek, onlara mânen, maddeten, elimizden geldiği kadar, imkânlarımız nispetinde faydalı olmaya çalışmaktır. Aç bir insanı doyurmak ne kadar önemli ise, mustarip bir insanın acısını paylaşmak, gözyaşına ortak olmak da önemlidir. Çev­remizdeki insanlara vereceğimiz en büyük hediye, sıcak, sım­sıcak, tertemiz bir sevgi değil midir? Mevlânâ;

“Copper turns into gold because of love”

“Sevgiden bakır altınlaşır” diyor.

Yunus says that;

“If I don’t say that I love

The burden of love stifles me”

Yunus;

“Sevdiğimi demez isem,

Sevgi derdi boğar beni” diyor.

We live in a beautiful, very beautiful, incredibly beautiful world. Every corner and points of it are full of breath-taking, amazing beauties and wonderful things. The important thing is not to see just through eye, but to be able to turn all cells of body into an eye. Yunus says that;

Güzel, çok güzel, inanılmayacak kadar güzel bir dünyada yaşıyoruz. Her yer, her köşe, her nokta insanın soluğunu kese­cek, insanı hayretler içinde ürpertecek güzellikler, harikulâdelik­lerle dolu. Önemli olan sadece gözle bakmak değil, vücudun bütün hücrelerini göz haline getirebilmektir. Yunus;

“God is everywhere

There needs to be an eye to see”

Cümle yerde Hak nazır

Göz gerektir göresi

der.

If human being reaches that point, then all of life becomes a piece of art by itself. The key issue is to be able to read the book of life, to taste it, to feel its joy and happiness. The biggest art is the art of living. The biggest craftsman is one who is able to live his life in a best way, with full of love, excitement and enthusiasm.

İnsanoğlu bu noktaya gelince, o zaman hayatın kendisi bütünüyle bir san’at eseri oluyor. Aslolan, hayat kitabını okuya­bilmek, lezzet alabilmek, onun hazzını ve sevincini duyabil­mektir. Asıl büyük san’at; yaşama san’atıdır. Asıl büyük san’at­kâr; hayatını en güzel, en dolu şekilde aşk, şevk, heyecan ve vecd içinde yaşayabilen insandır.

It is nice to read poem, it is nice to write poem, however the key issue is to be able to convert all of our life into a poem and to live  incredibly beautiful taste of poem in every moment. To be able to live that poem while working, worshipping, walking on the street, shopping, saluting friends, having meal, drinking water, reading, writing, flipping through the pages of a newly-bought book and journal as if caressing is to be able to feel the unbearable love in heart.

Şiir okumak güzeldir; şiir yazmak güzeldir; ama önemli olan, bütün hayatımızı bir şiir haline getirebilmek, o şiirin inanılmaz, akıl almaz güzellikteki zevkini ve lezzetini günlük hayatın her ânında yaşayabilmektir. İş yerinde çalışırken, ibâdet ederken, sokakta yürürken, alışveriş yaparken, bir dostla selâmlaşıp hal hatır sorarken, yemek yerken, su içerken, okurken, yazarken, yeni alınan bir kitabın, bir derginin sayfalarını okşar gibi açar­ken, o şiiri yaşayabilmek, tâkat getirilmez bir aşkı yüreğinde duyabilmektir.

While human live his daily life, he should be so vigilant, carefull and respectful against life that his life should be a poem, a colour, a light…

İnsan günlük hayatını yaşarken, hayata karşı o kadar dik­katli, o kadar uyanık, o kadar saygılı olmalıdır ki, kendi hayatı bir şiir, bir renk, bir ışık olabilsin...

What gracious feeling to love human, to respect them, to make the principle of “being able to beneficial to them” a life principle. Sait Faik says that “Everything starts with loving a human.”  The key issue is to be able to grow that love and highten it, to reach a width covering all universe. The genuine man is one who is able to sow the seeds of what is good, of what is beauty, of what is right, of what are great and gracious, of what are clean and noble in the heart of people. He is one who is able to deliver light, happiness, peace and beauty to people. Daglarca says in one of his poems that;

İnsanları sevmek, onlara saygı duymak, onlara faydalı ola­bilmeyi bir yaşama ilkesi haline getirebilmek ne yüce bir duy­gudur. Sait Faik; “Her şey bir insanı sevmekle başlar” der. Önemli olan o sevgiyi büyütüp yüceltebilmek, bütün kâinatı içine alacak bir genişliğe ulaşabilmektir. Gerçek insan, insanların kal­bine, iyinin, güzelin, doğrunun, büyük ve yüce olanın, temiz ve asil olanın tohumlarını ekebilendir. İnsanlara ışık, mutluluk, in­şirah ve güzellik verebilendir. İnsanlara aydınlık getiren, onları karanlıktan kurtarandır. Dağlarca, bir şiirinde;

“And I live a moment

That is worth a whole life…”

“Ve bir an yaşıyorum.

Bütün bir ömre bedel...” diyor.

What nice to multiply these moments and bring them to a line covering a whole life. Being is riddled with myriad secrets and that makes living great, beautiful and amazing. Those who feel themselves together in unity with universe extricating themselves from the shallowness of their existences and who found happiness considered as unreachable are people who live their inner world with its all dimensions. Human can say as Yunus that “Let’s love and be loved, that world will not be left to anyone” and can add that “We born fresh all the time, who’ll get bored of us…”

Bu an’ları çoğaltmak, hayatın tümünü kapsayacak bir çizgiye getirmek ne güzeldir. Varlık binbir sırla doludur; yaşamayı, bü­yük, güzel, ürpertici yapan da budur. “Varlıklarının dar hendese­sinden” kurtulup, kendilerini kâinatla bir ve beraber hisseden, mutluluğu, o ele geçmez gibi sanılan cıvıl cıvıl özü bulanlar, iç dünyalarını bütün boyutlarıyla yaşayanlardır. İşte o zaman insan Yunus gibi; “Sevelim, sevilelim; dünya kimseye kalmaz” der ve ilâve eder “Her dem taze doğarız, bizden kim usanası...”

The worst thing for human is being stuck in his life and ego and to be enemy against life and people in narrow boundaries of self-ego.

İnsan için en acı şey; kendi hayatında, kendi nefsaniyetinde mahpus kalması, kendi egosunun dar sınırları içinde hayata ve insanlara düşman hale gelmesidir.

The door of that jail is opened with love, friendship and sharing. So people who are able to open that door are those who “walk till the extent free blue ends up”.

Bu hapishanenin kapısı, sev­gi, dostluk ve paylaşma ile açılır. İşte o kapıyı açanlar “hür ma­viliğin bittiği son hadde kadar yürüyenlerdir”.

Those who look at human and universe with craftsman’s eye will find magnificent aesthetic images there and will feel amazement and shiver. The large and small impediments of daily life, resentments should not prevent us from our way to get. We should know that this world is not a place of resentment, but a place of enduring. And life is of those who walk albeit everything…

İnsana ve kâinata bir san’atkâr gözü ile bakanlar, onlarda muhteşem estetik imajlar bulacaklardır; hayretler içinde kalacak, ürpereceklerdir. Günlük hayatın irili ufaklı engelleri, kırgınlıkları bizi yolumuzdan alıkoymamalıdır. Bilmeliyiz ki; bu dünya darıl­ma pazarı değil, dayanma pazarıdır. Ve hayat her şeye rağmen yürüyenlerindir...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !